13/3/2009 · Kategori: Siirlerim
sükût şiiri
Kalmadı umudumuz durup biz düş kuralım
Canımız mı sıkıldı oturup düş kuralım
Ne olacak ağlayıp çare yok derdimize
Su içelim ha babam sonra bir hıçkıralım
Aşımız ekmeğimiz battı işte gemimiz
Satmışız bu dünyayı başka mı biçtirelim
Dökeriz emeğimiz var bizim de terimiz
Haydi ayağa kalkıp bir güzel kışkıralım
Güya bir ip örmüşler şair sözün yasakmış
Düş kuralım öyleyse kalbimiz fışkıralım
2001
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
13/3/2009 · Kategori: Siirlerim
şehrimize bir müslüman gelmiş
kalkın ona gidelim
bir müslüman gelmiş bugün bize
biz de ona gidelim
haydi haydi silkinelim gidelim
hoşgeldin ey müslüman diyelim
basıp kara basıp kâbusa basıp
ay müslüman vay müslüman hay müslüman diyelim
eğlenelim el birlik gülelim
verelim şehrimizi müslümana verelim
2001
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
6/3/2009 · Kategori: Siirlerim
niçin böyle kalem kağıtsız
çıkmışım sokağa ben?
neden evlere sokulmuş çocuklar
hadi söyleyin söyleyin neden
öfkeli ve uykusuz
duvarları yıkan?
erik güzeli mi seçilecek
bütün bu kıtlık boyunca
ayva güzeli?
kanın rengi değişti de
bundan mı bungun yüzler?
bu cılızlar
bizler
mi
tutacağız güreşi
başkanımız adına düzenlenen kupada?
doğru
bunak mı olurmuş diktatörümüz?
her şey yalın mı?
ve bu yağmalama?
(bu resmi kanı
çocuk
iyi tanı!)
yalım yok mu? yalım yok mu? yalım yok
mu?
niçin böyle kalem kağıtsız
çıkmışım sokağa ben?
İzmir, 1986
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
6/3/2009 · Kategori: Siirlerim
demiri tutuyorum
ve kükürdü
alanlar
ve tüm köşe ve çeşme başlarındaki
ılıklığını
beyaz fırtınalardan sevincini
tutuyorum
kalp atışını saçlarının
sıcağı sıcağına
hücre ve iliklerine
kanına
karanfil
tutuyorum tarihini
hep ve hep
ve sarmal seslerle
yan yana
aşkaşkaşk
kitaba adını veren şiir!
İzmir, 1986
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
27/8/2008 · Kategori: Siirlerim
baygın sularda yıkarsın saçlarını
tersiz sularda uykusuz susuz
seninle mutluyum ben seninle
yaşarım saf uçkunluğu
ay ışığı salkımlanan gecelerimin
tek sahibesi
yediyüzkırküç yokuşunda koşuyorsun
köşede bakkalda taze ayran içiyorsun
kötüdür uzaklığı istanbul’un ve sense
korkarsın annenden
yeniden yeniden yıkarsın saçlarını
hep beyazsın şensin şehvetsin
baygın sularda yıkarsın saçlarını
İzmir, 1987?
(Meraklısına not: yediyüzkırküç yokuşu, İzmir'de, İkiçeşmelik'te bir sokak.)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
27/8/2008 · Kategori: Kimdir Cevat Akkanat?
06. 01. 1964, Balıkesir’in Dursunbey ilçesi, Kireç Işıklar köyü doğumludur. 1991 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Akkanat, 2000 yılında ise Kırıkkale Üniversitesi’nde “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” başlıklı Yüksek Lisans tezini tamamladı.
Cevat Akkanat, 1997-2005 yılları arasında Likâ aylık edebiyat dergisini hem matbu olarak hem de internet ortamında yayımlamıştır. Bu arada, bir süre internet ortamında yayımlanan dergibi.com dergisinin şiir editörlüğünü yapmış olan Akkanat’ın Kara Oyun (Kırağı Yay., 1997), Güz Klâsiği (Beyan Yay., 1998), Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün (TaşraEdebiyat Yay., 2000), Tan Tan Traska (LikaKitaplığı, 2002), Hüzn ü Aşk (LikâKitaplığı, 2004) isimli şiir kitapları, Baba Bu Kitap Sana (Odunpazarı Belediyesi Yay., 2005; Ordu Belediyesi 2008) ve Ankara Şiirleri Antolojisi (Altındağ Belediyesi Yay., 2006) adlı antoloji kitaplarıyla, Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri (Kültür Bak.Yay., 2002) başlıklı bir inceleme eseri bulunmaktadır. Bu eser, Türkiye Yazarlar Birliği’nin “2002 Yılı Fikir Adamı ve Sanatçıları - ‘Edebî Tenkit’ Ödülü”ne lâyık görülmüştür.
Yukarıdaki kitaplarının yanı sıra Cevat Akkanat’ın, Bursa’nın Çanakkale Şehitleri (Yarımada Yay., 2007) ve Çanakkale Savaşları ve İstanbul (Yarımada Yay., 2008) adlı iki derlemesi vardır.
Evli ve üç çocuk babası olan Cevat Akkanat, yazı hayatına Milli Gazete’de (www.milligazete.com.tr) devam etmektedir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
24/8/2008 · Kategori: Siirlerim
ağ’lar düşmüş Diñek dağıñ başına
yangınımı söndürmeğe çağırıñ
göyneğime kandan kına yakılmış
söndürmeğe yangınımı çağırıñ
gelmem diye ayağ çekse vefasız
külüm sunuñ rüzgâr ile durmayıñ
çıkar âhım döne döne göklere
söndürmeğe yangınımı çağırıñ
2001
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
24/8/2008 · Kategori: Konuşmalarım
Cevat AKKANAT: “Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir...”
İkinci Yeni Şiiri üzerine yüksek lisansınızı yaptınız. Bununla birlikte "gelenek" üzerinde de çalışmalarınız var. Kitabınızın ismi de zaten "Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri". İkinci Yeni'nin en belirgin özelliği nedir sizce?
- İkinci Yeni’yi kendisine problem yapanlar bu hareketin pek çok özelliği üzerinde dururlar. Bunlar İkinci Yeni’nin oluşumu ölçü alınarak üç temel kategoride incelenebilir: İlki, harekete dıştan bakanlardır ki, genellikle edebiyat dışı bir amacın peşine düşmüşlerdir. Bu bakış sahiplerine göre İkinci Yeni, oluştuğu dönemin sosyal olaylarının bir sonucudur. Bunlar, hareketin en önemli özelliğini “toplumdan kopukluk” olarak gösterirler. Görüldüğü gibi bu yaklaşım politik bir nitelik arzetmektedir. Konuyla ilgili benzeri bir görüş, İkinci Yeni’nin sadece kendisinden önceki şiirsizlik ortamına yönelik bir tepkiden kaynaklandığını söyleyenlerin görüşüdür. Bu yaklaşım da ilki gibi yeterli bir nitelik taşımaz. Çünkü her ikisinde de, İkinci Yeni’nin kendisi dışındaki etkenlerin ağırlığı öne çıkarılmaktadır. Kuşkusuz, bu iki hususun da İkinci Yeni’ye katkısı vardır, fakat bu katkının oranı oldukça düşüktür. Oysa, İkinci Yeni’nin oluşumundaki asıl etken, kendi iç gelişim çizgisinde aranmalıdır. Öyleyse, bakmamız gereken unsurlar şunlar olmalıdır: Şiirsel düşünüş, dize yapısı, dile yüklenen fonksiyon... Bu bakış, edebiyat biliminin yöntemlerini ifade eder. Buna göre, İkinci Yeni’nin önemli özelliklerini Türkçe’de oluşturdukları bozmalar, mantıksız söyleyişler, şaşırtıcılık, soyutluk, anlamsızlığı zorlama, tasavvurlardaki (imgesel) çarpıklıklar, tahkiye tekniğine yaklaşım, geleneksel sanatlara dönüş vb. şeklinde sıralayabiliriz. Bütün bunlar, şunun içindir: Kendinden menkul bir dil kurarak, şiire dönüşü sağlamak...
Kendi ifadenizle, "Geleneğin Türk şiir serüveni içindeki gelişim çizgisi üzerinde durarak, kabul edilebilir bir algılama tarzı oluşturmayı" hedefliyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
- Bilindiği gibi, Türk şiiri köklü bir birikime sahip. Bu birikim sadece tarihî eskiliğe bağlı olmayıp, nitelikçe de zenginliği ifade eder. Hal böyleyken, dayatılan yeni medeniyet süreci içerisinde kültür ve sanat hayatına, dolayısıyla şiire uygulanan politik baskı ve yönlendirmeler, geleneksel olandan kopuk, hatta ona düşman bir algı tarzının oluşmasına sebep olmuştur. Öyle ki, Cumhuriyet dönemi içerisinde şair ve yazarların en çok tartıştığı konuların başında bu gelir. Şaşılacak bir şey değil mi bu? Nasıl olur da yüzyıllardır birikim oluşturarak sürüp gelen bir yapı, yapay araçlarla belli bir yerden kesilip atılıverir? İşin kötü tarafı, bunu dile getirin veya uygulayanların arasında adı “şair”e çıkmış olanlar vardır! Tabii, böylelerinin konakladığı nokta bellidir. Şöyle diyenler bu “taslak”ların arasından çıkmıştır: “Aruz mu? O da ne?” Ya da sözgelimi, “Koşma da ne oluyormuş ki!” Dahası, ciltlerce kitap yayınlayıp da, “Türk şiirinin klâsiği yoktur!” veya “Türk şiirinin geleneği 50 yıllıktır!” diyenlere ne dersiniz?
Böyle bir durum ile karşı karşıyayken, bizim gelenekle ilgili bir cümlemize “kabul edilebilir” ifadesini yerleştirmemiz önemlidir. Çünkü, yukarıda da örneklerini verdiğim gibi, işin bir hayli “kalın kafalı”sı, “zır cahil”i, daha da ötede “kastî canî”si ortada dolaşıp durmaktadır. Burada hayret edilecek bir durum da, bunların yanıbaşlarında taraftar bulabilmeleridir...
İşte benim “kabul edilebilir” şeklindeki ifadem, öncelikle bu duvarı yıkmaya yöneliktir. Sonuçta, “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” genel anlamda bunu başarmıştır. Eğer gerçekten de kendilerini daha kaliteli, bilgili, rahat hissetmek isterler ve bu kitabı ciddi ciddi okurlarsa, bu duvarı oluşturanlar da geleneğin çizdiği hizaya geleceklerdir. Şunu söylemekte bir sakınca görmüyorum: Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir...
Tabii ki, “kabul edilebilir”liğin bir başka yönü de var. Zira, bu konuyu tartışanlar, çoğu kez, gelenekten kastın ne olduğunu, ne olması gerektiğini de yeterince algılayamamış veya sağlam temellere oturtamamışlardır. Kitabımdan onlar da gereken bilgiyi edineceklerdir.
İkinci Yeni'nin gelenek karşısındaki durumu nedir?
- Burada acı bir gerçekten söz edeceğim. Öyle ki, konuyla ilgili çalışmalara başladığım ilk zamanlardan itibaren, beni hayretlere düşüren bir olgu vardır: Herhangi bir dayanağa yaslanmadan verilen “İkinci Yeni gelenekten kopuktur.” veya tam tersi, “Geleneğe tekrar dönüştür.” şeklindeki hükümler... Bu yargıların bende acıtıcı bir iz bırakmasının iki sebebi olmuştur: Hüküm verirken eserin göz önüne alınmaması ve bunu, köşe başlarını tutmuş sözde büyük üdebanın yapması... Bunlara bir üçüncüsünü de ekleyebiliriz. Sonradan “görüş” bildirenlerin, yine hiç uğraşmadan, öncekilere tâbî oluvermeleri...
Oysa, edebî inceleme ve araştırmalarda uygulanacak en sağlam metod, eseri merkeze almaktır. İşte, ben bunu yaptım. Önce, konuyla ilgili hükümleri inceledim. Ardından, harekete mensup olan şairlerin şiir dışı edebî verimlerindeki gelenekle ilgili düşüncelerini araştırdım. Son aşama, çalışmam için asıl inceleme malzemesi olan şiirleri teşrih etmekti. Böylece, hem zevkli bir çalışma gerçekleşmiş oldu, hem de yaygın bir yanlış düzeltildi: İkinci Yeni şairleri, geleneğe yabancı kalamamışlardı. Hatta, bazı kereler sosyal çevrelerinin etkisiyle ‘inkar’ etmiş olmakla birlikte, gelenekten faydalanmanın veya geleneğe eklenmenin çok güzel örneklerini vermişlerdi. Fakat burada şunu unutmamak gerekir: Bir araya gelişleri bile rastlantıya bağlı olan bu şairlerin, gelenekle irtibatları da elbette farklı farklı olacaktır.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, edebiyatımızın en çok tartışılan bu şiir hareketi nerede gelenekle yakınlaşıyor, nerede uzaklaşıyor?
- Bugün, nesnel edebiyatçı kafalarının yaygın bir şekilde kabul ettiği algıya göre gelenek, köklü bir tarih bilincini ve sürekliliği zorunlu kılıyor. Bilinç ve süreklilik, yanı başında dinamizmi ve devinimi de getiriyor. Gelenek, kendisine bağlı kalanları bir yandan sınırlandırırken, diğer yandan yeni yollara, aşkınlığa yönlendiriyor. Gelenek düşmanı anlayışların anlayamadığı bir durum bu.
Bu noktada, incelemeye tâbî tuttuğum şairlerin geleneği algılayış ve gelenek karşısındaki duruşlarının birbirlerine karşı farklılıklar göstermesi normaldir. Öyle ki, aralarında geleneğin çok basit biçimsel bir unsurundan faydalanan olduğu gibi, geleneği en sahih şekliyle algılayıp külliyen gelenek kesilene de tanık oluyorsunuz. Fakat, ne ilginçtir ki, ezbere verilmiş hükümlerin aksine, İkinci Yeni şairleri arasında geleneğe bigane kalmayı tercih eden hiç yoktur.
İkinci Yeni, bundan sonrası için edebiyat hayatımızda etkisini sürdürecek mi?
- Geleneğe, dolayısıyla tekrar şiire bağlanışın bir ifadesi olarak görürsek, İkinci Yeni’nin edebiyattaki etkisinin süreğen bir nitelik taşıdığını, taşıyacağını görürüz. Gerçekten de, 1950’lerde başlayan bu hamle, döneminin katı şartlarına rağmen, cesur bir girişimdir. ‘Garip’le gelinen şiirdeki tükenme noktası, İkinci Yeni’yle birdenbire tersine döner. Bence, beklenenin ötesinde bir atılımdır İkinci Yeni. Bu atılım, kendi oluşumuyla sınırlı kalmamış, şiirimizin birikimleriyle de birleşerek, ardından gelen kuşakları ve farklı şiir algılarını da derinden etkilemiştir. Hatta İkinci Yeni’yi edebiyat dışı (çoğu kez politik) gerekçelerden ötürü mahkum edenler dahi, onun getirdiği imkanlardan faydalanmaktan kendisini alamamıştır. Bugün için görünen, sözkonusu etkinin süreceği şeklindedir.
- Başarılarınızın sürmesini diliyor, bu görüşmeden ötürü teşekkür ederiz.
- Bana söz hakkı tanıdığınız için asıl ben teşekkür ediyorum.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
24/8/2008 · Kategori: Konuşmalarım
1. Kısaca sizi ve Lika’yı tanıyalım?
Ben: Cevat Akkanat. 1964 Balıkesir - Dursunbey doğumluyum.1991’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden mezun oldum. İki çocuk babasıyım. Kara Oyun(1997) ve Güz Klâsiği (1998) isimli yayımlanmış, “Tan Tan Traska” ve diğer yayımlanacak kitapların şairi...
Likâ: Bir grup arkadaşla birlikte çıkardığımız 4 sayfalık bir edebiyat seçkisi. Şiirler, denemeler, öyküler, kuramsal yazılar, değiniler Likâ’da okunabilen edebî türler.
Dinamik bir seçki Likâ. Genç. Eylemci. Özgün... Sözü olanlara ve sözünü her bakımdan çaplı söyleyebilenlere açık bir seçki. Kısa bir geçmişi olmakla birlikte kendisinden söz ettirmiş olması, onun nitelik bakımından bulunduğu yeri gösterir. Şimdilik bu kadar...
2. Edebiyat seçkiniz 4 sayfa olarak çıkıyor, sayfalarınızı çoğaltmayı düşünüyor musunuz?
Bizce nicelik o kadar önemli değil. Likâ’nın muhteviyatını oluşturan eserlerin kalitesi ve niteliği önemli. Bu noktadan hareketle, Lika’yı, bakarsınız bir gün daha oylumlu, daha hacimli yayımlayabiliriz. Ama şimdilik sayfa sayısını çoğaltmak gibi bir düşüncemiz yok.
3. Kültür-sanatın sözcüsü dergilere Belediyelerin katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben mülkî ve idarî kurumların kültür ve sanat etkinliklerine olumlu anlamda kayda değer bir katkılarının olabileceğini düşünemiyorum. Böyle bir şeye inanamıyorum. Tersine, gölgeleri olur daha çok. Kısıtlayıcı, daraltıcı, engelleyici konumdadırlar çünkü eskiden beri...
Belediyeler farklı mı sanki? Belki, bir anlamda hizmetleri olur zannedilebilir. Reklâm temini, satın alma gibi. Daha fazlası? Fazlası olursa, dergi ve o dergide yer alan isimler ve eserleri adına özgürlük kaybı başlar. Güdülenme, şartlanma ve rahat hareket edememe başlar.
Bu arada sorunuzu başka bir açıdan da ele alabiliriz: Belediyeler kültür ve sanat etkinliklerine kendi çıkaracakları yayınlar yoluyla hizmet edebilirler. Sözgelimi çıkardıkları bülten ve dergileri kültür ve sanat ağırlıklı düzenleyebilirler. Alaca Belediyesi’nin hazırlattığı Seviye Dergisi gibi. Bu bir örnek tabii...
4. Dergicilikte ne gibi problemler yaşıyorsunuz?
Likâ’nın yayımı sırasında bizi rahatsız eden hususların başında kuşatılmışlık geliyor. Öyle ki dört taraftan daraltılmış alanımız. Ekonomik sıkıntıları bir noktada aştığımızı düşündüğümüzde statükoyla ilgili sıkıntılarımız başlıyor. Sansür mesela. Ve çeşitli dar zaman genelgeleri. Bunları mecaz yoluyla aştığımızda ise kültür gericiliği çıkıyor karşımıza. Algılardaki gelişmemişlik, sığlık...
5. Anadolu’da 1980 sonrası dergicilik patlaması yaşandı. Çoğu da kapandı. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
1980’den sonra olduysa bu patlama, anlamlıdır.... Topluma sunulan her türlü dayatmalara karşı, insanlar, en azından düşünen ve düşündüğünü ifade etmek isteyen insanlar dergilere, süreli yayınlara sarılmışlardır. Bu patlamanın başka bir sebebi olamaz sanırım.
Dergilerin kapanması meselesine gelince... Evet, dergiler çıkarlar ve bir süre fonksiyonlarını icra ederler. Bu uzun da sürebilir kısa da. Maalesef Türkiye gibi bir memlekette dergilerin uzun ömürlü olmalarını beklememeliyiz. Dergilerin kısa ömürlü oluşlarındaki bildik siyasi, ekonomik ve her türlü kültürel sebepleri burada tekrar etmenin bir faydası olacağını sanmıyorum.
6. Okuyucularla bütünleşmede ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?
Likâ her halükârda okuyucusuyla buluşmaya çalışan bir seçkidir. Okuyucusundan tek beklentisi, kendisinin okunması ve azamî zevk ve faydayı okuyucuya tattırıp yaşatmasıdır. Bunu şimdiye kadar sağladığımız kanaatındayız. Likâ’ya ulaşan her türlü tepkiden anlayabiliyoruz bunu.
Bunların yanında, pek çok yayın organının da baş belası olan dağıtım ve postalama yollarındaki tıkanıklıkları tam anlamıyla aşmış olamayışımız, bizi üzmektedir.
Teşekkür ederim.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »