HAFTALIK YAZILARIM, YAZI VE HABER ARŞİVİM

15/3/2009 · Kategori: Alternatif Yazilar

Cevat Akkanat'ın yeni yazısını okumak  için aşağıdaki linke tıklayınız: (25 Haziran 2009)

http://www.milligazete.com.tr/makale/protokol-durbunu-130550.htm

Cevat Akkanat'ın yazı arşivi için aşağıdaki linke tıklayınız:

http://www.tumgazeteler.com/?cat=78&ykod=2206

İkinci bir arşiv için aşağıdaki linke tıklamanız yetecektir:

http://www.milligazete.com.tr/ara/?ara=&nasil=basit&nerede=baslik&method=M1&kategori=
0&yazar=205&arsiv=tumarsiv&baslangic=01.11.2000&bitis=25.12.2008&
gorunum=tablo&sayfa=1#sonuclar


Cevat Akkanat haberleri için aşağıdaki linke tıklayınız:

http://www.tumgazeteler.com/haberleri/cevat-akkanat/


Gogle'da arayınız:

http://www.google.com.tr/search?source=ig&hl=tr&rlz=1G1GGLQ_TRTR275&q=cevat+akkanat&btnG=Google%27da+Ara&meta=lr%3D&aq=f&oq=

GAZEL

13/3/2009 · Kategori: Siirlerim

sükût şiiri

 

Kalmadı  umudumuz durup biz düş kuralım

Canımız mı sıkıldı oturup düş kuralım

 

Ne olacak ağlayıp çare yok derdimize

Su içelim ha babam sonra bir hıçkıralım

 

Aşımız ekmeğimiz battı işte gemimiz

Satmışız bu dünyayı  başka mı  biçtirelim

 

Dökeriz emeğimiz var bizim de terimiz

Haydi ayağa kalkıp bir güzel kışkıralım

 

Güya bir ip örmüşler şair sözün yasakmış

Düş kuralım öyleyse kalbimiz fışkıralım

 

2001

DAVET

13/3/2009 · Kategori: Siirlerim

şehrimize bir müslüman gelmiş

kalkın ona gidelim

 

bir müslüman gelmiş bugün bize

biz de ona gidelim

 

haydi haydi silkinelim gidelim

hoşgeldin ey müslüman diyelim

 

basıp kara basıp kâbusa basıp

ay müslüman vay müslüman hay müslüman diyelim

 

eğlenelim el birlik gülelim

verelim şehrimizi müslümana verelim

 

2001

SORULAR

6/3/2009 · Kategori: Siirlerim

niçin böyle kalem kağıtsız
çıkmışım sokağa ben?


neden evlere sokulmuş çocuklar
hadi söyleyin söyleyin neden
öfkeli ve uykusuz
duvarları yıkan?


erik güzeli mi seçilecek
bütün bu kıtlık boyunca
ayva güzeli?

kanın rengi değişti de
bundan mı bungun yüzler?

bu cılızlar
bizler
mi
tutacağız güreşi
başkanımız adına düzenlenen kupada?


doğru
bunak mı olurmuş diktatörümüz?

her şey yalın mı?
ve bu  yağmalama?

(bu resmi kanı
çocuk
iyi tanı!)

yalım yok mu? yalım yok mu? yalım yok
mu?

niçin böyle kalem kağıtsız
çıkmışım sokağa ben?

İzmir, 1986

AŞKAŞKAŞK

6/3/2009 · Kategori: Siirlerim

demiri tutuyorum
ve kükürdü

alanlar
ve tüm köşe ve çeşme başlarındaki
ılıklığını

beyaz fırtınalardan sevincini

tutuyorum
kalp atışını saçlarının

sıcağı sıcağına
hücre ve iliklerine
kanına
karanfil

tutuyorum tarihini

hep ve hep
ve sarmal seslerle
yan yana

aşkaşkaşk
kitaba adını veren şiir!

İzmir, 1986

BAYGIN SULARDA

27/8/2008 · Kategori: Siirlerim

baygın sularda yıkarsın saçlarını

tersiz sularda uykusuz susuz

 

seninle mutluyum ben seninle

yaşarım saf uçkunluğu

 

ay ışığı salkımlanan gecelerimin

tek sahibesi

  

yediyüzkırküç yokuşunda koşuyorsun

köşede bakkalda taze ayran içiyorsun

 

kötüdür uzaklığı istanbul’un ve sense

korkarsın annenden

 

yeniden yeniden yıkarsın saçlarını

hep beyazsın şensin şehvetsin

 

baygın sularda yıkarsın saçlarını

İzmir, 1987?

(Meraklısına not: yediyüzkırküç yokuşu, İzmir'de, İkiçeşmelik'te bir sokak.)

KENDİSİ!

27/8/2008 · Kategori: Kimdir Cevat Akkanat?

06. 01. 1964, Balıkesir’in Dursunbey ilçesi, Kireç Işıklar köyü doğumludur. 1991 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Akkanat, 2000 yılında ise  Kırıkkale Üniversitesi’nde “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” başlıklı Yüksek Lisans tezini tamamladı.

Cevat Akkanat, 1997-2005 yılları arasında Likâ aylık edebiyat dergisini hem matbu olarak hem de internet ortamında yayımlamıştır. Bu arada, bir süre internet ortamında yayımlanan dergibi.com dergisinin şiir editörlüğünü yapmış olan Akkanat’ın Kara Oyun (Kırağı Yay., 1997), Güz Klâsiği (Beyan Yay., 1998), Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün (TaşraEdebiyat Yay., 2000), Tan Tan Traska (LikaKitaplığı, 2002), Hüzn ü Aşk (LikâKitaplığı, 2004)  isimli şiir kitapları, Baba Bu Kitap Sana (Odunpazarı Belediyesi Yay., 2005; Ordu Belediyesi 2008) ve Ankara Şiirleri Antolojisi (Altındağ Belediyesi Yay., 2006) adlı antoloji kitaplarıyla,  Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri (Kültür Bak.Yay., 2002) başlıklı bir inceleme eseri bulunmaktadır. Bu eser, Türkiye Yazarlar Birliği’nin “2002 Yılı Fikir Adamı ve Sanatçıları - ‘Edebî Tenkit’ Ödülü”ne lâyık görülmüştür.

Yukarıdaki kitaplarının yanı sıra Cevat Akkanat’ın, Bursa’nın Çanakkale Şehitleri (Yarımada Yay., 2007) ve Çanakkale Savaşları ve İstanbul (Yarımada Yay., 2008) adlı iki derlemesi vardır.

Evli ve üç çocuk babası olan Cevat Akkanat, yazı hayatına Milli Gazete’de (www.milligazete.com.tr) devam etmektedir.

AAAAAH AH!

24/8/2008 · Kategori: Siirlerim

ağ’lar düşmüş Diñek dağıñ başına

yangınımı söndürmeğe çağırıñ

göyneğime kandan kına yakılmış

söndürmeğe yangınımı çağırıñ

 

gelmem diye ayağ çekse vefasız

külüm sunuñ rüzgâr ile durmayıñ

çıkar âhım döne döne göklere
söndürmeğe yangınımı çağırıñ


2001

MELİH BAYRAM DEDE "GELENEK VE İKİNCİ YENİ ŞİİRİ" ÜZERİNE SORDU

24/8/2008 · Kategori: Konuşmalarım

Cevat AKKANAT: “Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir...”

 

İkinci Yeni Şiiri üzerine yüksek lisansınızı yaptınız. Bununla birlikte "gelenek" üzerinde de çalışmalarınız var. Kitabınızın ismi de zaten "Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri". İkinci Yeni'nin en belirgin özelliği nedir sizce?

- İkinci Yeni’yi kendisine problem yapanlar bu  hareketin pek çok özelliği üzerinde dururlar. Bunlar İkinci Yeni’nin oluşumu ölçü alınarak üç temel kategoride incelenebilir: İlki,  harekete dıştan bakanlardır ki, genellikle edebiyat dışı bir amacın peşine düşmüşlerdir. Bu bakış sahiplerine göre İkinci Yeni, oluştuğu dönemin sosyal olaylarının bir sonucudur.  Bunlar, hareketin en önemli özelliğini “toplumdan kopukluk” olarak gösterirler. Görüldüğü gibi bu yaklaşım politik bir nitelik arzetmektedir.  Konuyla ilgili benzeri bir görüş, İkinci Yeni’nin sadece kendisinden önceki şiirsizlik ortamına yönelik bir tepkiden kaynaklandığını söyleyenlerin görüşüdür. Bu yaklaşım da ilki gibi yeterli bir nitelik taşımaz. Çünkü her ikisinde de, İkinci Yeni’nin kendisi dışındaki etkenlerin ağırlığı öne çıkarılmaktadır. Kuşkusuz, bu iki hususun da İkinci Yeni’ye katkısı vardır, fakat bu katkının oranı oldukça düşüktür. Oysa, İkinci Yeni’nin oluşumundaki asıl etken, kendi iç gelişim çizgisinde aranmalıdır. Öyleyse, bakmamız gereken unsurlar şunlar olmalıdır: Şiirsel düşünüş, dize yapısı, dile yüklenen fonksiyon... Bu bakış, edebiyat biliminin yöntemlerini ifade eder. Buna göre, İkinci Yeni’nin önemli özelliklerini Türkçe’de oluşturdukları bozmalar, mantıksız söyleyişler, şaşırtıcılık, soyutluk, anlamsızlığı zorlama, tasavvurlardaki (imgesel) çarpıklıklar, tahkiye tekniğine yaklaşım, geleneksel sanatlara dönüş vb. şeklinde sıralayabiliriz. Bütün bunlar, şunun içindir: Kendinden menkul bir dil kurarak, şiire dönüşü sağlamak...

 

Kendi ifadenizle, "Geleneğin Türk şiir serüveni içindeki gelişim çizgisi üzerinde durarak, kabul edilebilir bir algılama tarzı oluşturmayı" hedefliyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

 - Bilindiği gibi, Türk şiiri köklü bir birikime sahip. Bu birikim sadece tarihî eskiliğe bağlı olmayıp, nitelikçe de zenginliği ifade eder. Hal böyleyken, dayatılan yeni medeniyet süreci içerisinde kültür ve sanat hayatına, dolayısıyla şiire uygulanan politik baskı ve yönlendirmeler, geleneksel olandan kopuk, hatta ona düşman bir algı tarzının oluşmasına sebep olmuştur. Öyle ki, Cumhuriyet dönemi içerisinde şair ve yazarların en çok tartıştığı konuların başında bu gelir. Şaşılacak bir şey değil mi bu? Nasıl olur da yüzyıllardır birikim oluşturarak sürüp gelen bir yapı, yapay araçlarla belli bir yerden kesilip atılıverir? İşin kötü tarafı, bunu dile getirin veya uygulayanların arasında adı “şair”e çıkmış olanlar vardır! Tabii, böylelerinin konakladığı nokta bellidir. Şöyle diyenler bu “taslak”ların arasından çıkmıştır: “Aruz mu? O da ne?” Ya da sözgelimi, “Koşma da ne oluyormuş ki!” Dahası, ciltlerce kitap yayınlayıp da, “Türk şiirinin klâsiği yoktur!” veya “Türk şiirinin geleneği 50 yıllıktır!” diyenlere ne dersiniz?

Böyle bir durum ile karşı karşıyayken, bizim gelenekle ilgili bir cümlemize “kabul edilebilir” ifadesini yerleştirmemiz önemlidir. Çünkü, yukarıda da örneklerini verdiğim gibi, işin bir hayli “kalın kafalı”sı, “zır cahil”i, daha da ötede “kastî canî”si ortada dolaşıp durmaktadır. Burada hayret edilecek bir durum da, bunların yanıbaşlarında taraftar bulabilmeleridir...

İşte benim “kabul edilebilir” şeklindeki ifadem, öncelikle bu duvarı yıkmaya yöneliktir. Sonuçta, “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” genel anlamda bunu başarmıştır.  Eğer gerçekten de kendilerini daha kaliteli, bilgili, rahat hissetmek isterler ve bu kitabı ciddi ciddi okurlarsa, bu duvarı oluşturanlar da  geleneğin çizdiği hizaya geleceklerdir. Şunu söylemekte bir sakınca görmüyorum: Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir...

Tabii ki, “kabul edilebilir”liğin bir başka yönü de var. Zira, bu konuyu tartışanlar, çoğu kez, gelenekten kastın ne olduğunu, ne olması gerektiğini de yeterince algılayamamış veya sağlam temellere oturtamamışlardır. Kitabımdan onlar da gereken bilgiyi edineceklerdir.

 

İkinci Yeni'nin gelenek karşısındaki durumu nedir?

 - Burada acı bir gerçekten söz edeceğim. Öyle ki, konuyla ilgili çalışmalara başladığım ilk zamanlardan itibaren, beni hayretlere düşüren bir olgu vardır: Herhangi bir dayanağa yaslanmadan verilen “İkinci Yeni gelenekten kopuktur.” veya tam tersi, “Geleneğe tekrar dönüştür.” şeklindeki hükümler... Bu yargıların bende acıtıcı bir iz bırakmasının iki sebebi olmuştur: Hüküm verirken eserin göz önüne alınmaması ve bunu, köşe başlarını tutmuş sözde büyük üdebanın yapması... Bunlara bir üçüncüsünü de ekleyebiliriz. Sonradan “görüş” bildirenlerin, yine hiç uğraşmadan, öncekilere tâbî oluvermeleri...

Oysa, edebî inceleme ve araştırmalarda  uygulanacak en sağlam metod, eseri merkeze almaktır. İşte, ben bunu yaptım. Önce, konuyla ilgili hükümleri inceledim. Ardından, harekete mensup olan şairlerin şiir dışı edebî verimlerindeki gelenekle ilgili düşüncelerini araştırdım. Son aşama, çalışmam için asıl inceleme malzemesi olan şiirleri teşrih etmekti. Böylece, hem zevkli bir çalışma gerçekleşmiş oldu, hem de yaygın bir yanlış düzeltildi: İkinci Yeni şairleri, geleneğe yabancı kalamamışlardı. Hatta, bazı kereler sosyal çevrelerinin etkisiyle ‘inkar’ etmiş olmakla birlikte, gelenekten faydalanmanın veya geleneğe eklenmenin çok güzel örneklerini vermişlerdi. Fakat burada şunu unutmamak gerekir: Bir araya gelişleri bile rastlantıya bağlı olan bu şairlerin, gelenekle irtibatları da elbette farklı farklı olacaktır.

 

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, edebiyatımızın en çok tartışılan bu şiir hareketi nerede gelenekle yakınlaşıyor, nerede uzaklaşıyor?

- Bugün, nesnel edebiyatçı kafalarının yaygın bir şekilde kabul ettiği algıya göre gelenek, köklü bir tarih bilincini ve sürekliliği zorunlu kılıyor. Bilinç ve süreklilik, yanı başında dinamizmi ve devinimi de getiriyor. Gelenek, kendisine bağlı kalanları bir yandan sınırlandırırken, diğer yandan yeni yollara, aşkınlığa yönlendiriyor. Gelenek düşmanı anlayışların anlayamadığı bir durum bu.

Bu noktada, incelemeye tâbî tuttuğum şairlerin geleneği algılayış ve  gelenek karşısındaki duruşlarının birbirlerine karşı farklılıklar göstermesi normaldir. Öyle ki, aralarında geleneğin çok basit biçimsel bir unsurundan faydalanan olduğu gibi, geleneği en sahih şekliyle algılayıp külliyen gelenek kesilene de  tanık oluyorsunuz. Fakat, ne ilginçtir ki, ezbere verilmiş hükümlerin aksine, İkinci Yeni şairleri arasında geleneğe bigane kalmayı tercih eden hiç yoktur.

 

İkinci Yeni, bundan sonrası için edebiyat hayatımızda etkisini sürdürecek mi?

- Geleneğe, dolayısıyla tekrar şiire bağlanışın bir ifadesi olarak görürsek, İkinci Yeni’nin edebiyattaki etkisinin süreğen bir nitelik taşıdığını, taşıyacağını görürüz. Gerçekten de, 1950’lerde başlayan bu hamle, döneminin katı şartlarına rağmen, cesur bir girişimdir. ‘Garip’le gelinen şiirdeki tükenme noktası, İkinci Yeni’yle birdenbire tersine döner. Bence, beklenenin ötesinde bir atılımdır İkinci Yeni. Bu atılım, kendi oluşumuyla sınırlı kalmamış, şiirimizin birikimleriyle de birleşerek, ardından gelen kuşakları ve farklı şiir algılarını da derinden etkilemiştir. Hatta İkinci Yeni’yi edebiyat dışı (çoğu kez politik) gerekçelerden ötürü mahkum edenler dahi, onun getirdiği imkanlardan faydalanmaktan kendisini alamamıştır. Bugün için görünen, sözkonusu etkinin süreceği şeklindedir.

 

- Başarılarınızın sürmesini diliyor, bu görüşmeden ötürü teşekkür ederiz.

-  Bana söz hakkı tanıdığınız için asıl ben teşekkür ediyorum.

OSMAN AYTEKİN'İN SORULARI: "LİKÂ ÜSTÜNE KONUŞMA"

24/8/2008 · Kategori: Konuşmalarım

1. Kısaca sizi ve Lika’yı tanıyalım?

Ben: Cevat Akkanat.  1964 Balıkesir - Dursunbey doğumluyum.1991’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden mezun oldum. İki çocuk babasıyım. Kara Oyun(1997) ve Güz Klâsiği (1998) isimli yayımlanmış, “Tan Tan Traska” ve diğer yayımlanacak kitapların şairi...

Likâ: Bir grup arkadaşla birlikte çıkardığımız 4 sayfalık bir edebiyat seçkisi. Şiirler, denemeler, öyküler, kuramsal yazılar, değiniler Likâ’da okunabilen edebî türler.

Dinamik  bir seçki Likâ. Genç. Eylemci. Özgün... Sözü olanlara ve sözünü her bakımdan çaplı söyleyebilenlere açık bir seçki. Kısa bir geçmişi olmakla birlikte kendisinden söz ettirmiş olması, onun nitelik bakımından bulunduğu yeri gösterir. Şimdilik bu kadar...

2. Edebiyat seçkiniz 4 sayfa olarak çıkıyor, sayfalarınızı çoğaltmayı düşünüyor musunuz?

Bizce nicelik o kadar önemli değil. Likâ’nın muhteviyatını oluşturan eserlerin kalitesi ve niteliği önemli. Bu noktadan hareketle, Lika’yı, bakarsınız bir gün daha oylumlu, daha hacimli yayımlayabiliriz. Ama şimdilik sayfa sayısını çoğaltmak gibi bir  düşüncemiz yok.

3. Kültür-sanatın sözcüsü dergilere Belediyelerin katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben mülkî  ve idarî  kurumların kültür ve sanat etkinliklerine olumlu anlamda kayda değer  bir katkılarının olabileceğini düşünemiyorum. Böyle bir şeye inanamıyorum.  Tersine,  gölgeleri olur daha çok. Kısıtlayıcı, daraltıcı, engelleyici konumdadırlar çünkü eskiden beri...

Belediyeler farklı mı sanki? Belki, bir anlamda hizmetleri olur zannedilebilir. Reklâm temini,  satın alma gibi.  Daha fazlası? Fazlası olursa, dergi ve o dergide yer alan isimler  ve eserleri adına özgürlük kaybı başlar. Güdülenme, şartlanma  ve rahat hareket edememe başlar.

Bu arada sorunuzu başka bir açıdan da ele alabiliriz: Belediyeler kültür ve sanat etkinliklerine kendi çıkaracakları yayınlar yoluyla hizmet edebilirler. Sözgelimi çıkardıkları bülten ve dergileri kültür ve sanat ağırlıklı düzenleyebilirler. Alaca Belediyesi’nin  hazırlattığı Seviye Dergisi gibi. Bu bir örnek tabii...

4. Dergicilikte ne gibi problemler yaşıyorsunuz?

Likâ’nın yayımı sırasında bizi rahatsız eden hususların başında kuşatılmışlık geliyor. Öyle ki dört  taraftan daraltılmış alanımız. Ekonomik sıkıntıları bir noktada aştığımızı düşündüğümüzde statükoyla ilgili sıkıntılarımız başlıyor. Sansür mesela. Ve çeşitli dar zaman genelgeleri.  Bunları mecaz yoluyla aştığımızda ise kültür gericiliği çıkıyor karşımıza. Algılardaki gelişmemişlik, sığlık...

5. Anadolu’da 1980 sonrası dergicilik patlaması yaşandı. Çoğu da kapandı. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

1980’den sonra olduysa bu patlama, anlamlıdır.... Topluma sunulan her türlü dayatmalara karşı, insanlar,  en azından düşünen ve düşündüğünü ifade etmek isteyen insanlar dergilere, süreli yayınlara sarılmışlardır.  Bu patlamanın başka bir sebebi olamaz sanırım.

Dergilerin kapanması meselesine gelince... Evet, dergiler çıkarlar ve bir süre fonksiyonlarını icra ederler. Bu uzun da sürebilir kısa da. Maalesef Türkiye gibi bir memlekette dergilerin uzun ömürlü olmalarını beklememeliyiz. Dergilerin kısa ömürlü oluşlarındaki bildik siyasi, ekonomik ve her türlü kültürel sebepleri burada tekrar etmenin bir faydası olacağını sanmıyorum.   

6. Okuyucularla bütünleşmede ne gibi  sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?

Likâ her halükârda okuyucusuyla buluşmaya çalışan bir  seçkidir. Okuyucusundan tek beklentisi, kendisinin okunması ve azamî zevk ve faydayı okuyucuya tattırıp  yaşatmasıdır. Bunu şimdiye kadar sağladığımız kanaatındayız. Likâ’ya ulaşan her  türlü tepkiden anlayabiliyoruz bunu.

Bunların yanında,  pek çok yayın organının da baş belası olan dağıtım ve postalama yollarındaki tıkanıklıkları tam anlamıyla aşmış olamayışımız, bizi üzmektedir.

Teşekkür ederim.

« Önceki :: Sonraki »