ÜÇ BEŞ DERGİ, ÜÇ BEŞ HAYAT

30/1/2008 · Kategori: Denemelerim

Birkaç aydan beri nabız yoklamalarıyla başlayan çabalarımız amacına ulaştı ve karşınıza... adıyla çıkıyoruz.”

birşeylere başlamak... yakınmasız... ve sürdürebilmek bir şeyleri... ama gevezeliklerden uzak... ama yalın... ama ve ama, yoğun bir dille üretebilmek yaşamı... ve dinamik olmak her harfte, her sayıda, her renkte, her çizgide, her seste, her imde...

 “... Şöyle yapacağız, böyle ses getireceğiz gibi bir iddia ile ortaya çıkmıyoruz. Amacımız Türkiye’nin şiir coğrafyasındaki yerini almaktır.”

........

İşte böyle... Her birinin yayımlanmasına ayrı bir gerekçe biçilir. Kendisine emek verenler mutlaka bir amacın peşine takılmışlardır. Bu, kimileri için yazılan bir şiiri, hikayeyi, denemeyi, makaleyi, vb. matbaa harfleriyle görme iç güdüsü şeklinde belirebilir. Kimi dergi omuzlayıcıları ise topluma faydalı olmayı tercih edip dünyayı değiştirmek kaygısıyla hareket etmektedir. Bunlar ve bunlara eklenebilecek her türlü ‘mazeret’  iç içe geçmiş vaziyette de bulunabilir.

Kim, hangi niyetle yayımlarsa yayımlasın, sonuçta bir yolculuğa çıkmıştır. Hem yolcu, hem bekleyendir o. Eseri yazma, gönderilenleri alma, derleme, toparlama, makineye dizme, düzenleme, tashih, matbaaya verme, matbaadan alma, postaya verme, okuyuculardan gelecek tepkileri bekleme ve tepki aldıkça yeni bir sayı için harekete geçme... Bu sürecin zevkleri, heyecanları, sıkıntıları, sarsıntıları... saymakla bitirilemez. Bitirilemeyecek bir başka şey de, geride kalan izlerdir... Ve, bunların ‘üçüncü şahıslara’ anlatılması, aktarılması oldukça zordur.

Benim ‘mutfağı’nda yer aldığım ilk dergi Bireşimyazın düşün sanat seçkisi”dir. Kredi Yurtlar Kurumu’nun bir yurdunda pişirilen ilk dergi olarak tarihteki yerini alabilir mi? Belki. İnciraltı Öğrenci Yurdu bloklarıyla İnciraltı Sahili’ndeki çay bahçelerinde yapıldı ilk toplantıları. Zaman zaman Buca’ya kadar gidip geldi Bireşim düşünceleri. İlk sayısı Haziran 1984’te, o yılların İzmir’inde bu tür mevkuteler basan Karınca Matbaası’nda basıldı. Yazışma adresi “P. K 22, Küçükyalı, İzmir” şeklinde idi. Mikail Erdil, Matematik’ten beklemeli olarak yaşayıp durmakta olduğu o ‘şen’ yıllarında  (ilk sayıdaki içindekiler sırasıyla)Ahmet Cemal, Kemal Sülker, Raif Özben, Mehmet Mümtaz Tuzcu, M. Orhan Doğantuğ, Hüseyin Kaytan, Semra Karadağ, Şadiye Sarkan, Feyza Hepçilingirler, Nurettin Öztürk, Üzeyir İbiş, Alpaslan D. Apaydın, Feriha Özkurt, Sedat Şanver, Mehmet Onay, Mehmet Yetiş, Müslüm Kaya ve Haldun Dinçer’i çevresinde ‘toparlayarak’ yayımlamıştı Bireşim’i. Meraklısı bulunur mu bilmem, ben, derginin bu ilk sayısında “Homeros, İşgüzarlar ve Homeros’un Kızı” adlı manzum metinle varım. Başka? Yokum başka! Toplam üç sayı çıkan Bireşim, Nisan 1985’teki üçüncü sayısıyla, ‘Aydın sorumluğuyla takınılmış bir tavır.’  cümlesini de yedeğine alarak ‘elveda’ diyordu.

Yoğunluksanat kitabıBireşim’in Ankara’ya taşınmış hali midir? “P. K. 20, Kızılay, Ankara” adresli mevkutenin ilk sayısı Mayıs 1986’da yayımlandı. İki veya üç sayı yayımlandı. Elimde ilk sayısı kalmış. Diğerlerini kime kaptırdım, nerelerde bıraktım, bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam her sayısında bir ‘çalışma’m yer aldı. Mikail Erdil Yoğunluk’un da “derleyen”iydi. Kıvılcım Vafi, Müslüm Kabadayı, Mustafa Yavaş, Mehmet Bıçak, Mehmet Pekel ve Cevat Akkanat Yoğunluk’un ilk sayısındaki ‘imzalar’ idi. Bu ve diğer sayılardaki ‘imzalar’ arasında Ankara’nın Kızılay, Emek ve Gölbaşı beldelerinde gerçekleştirilen toplantı ve geziler, yaşanılan heyecanın ‘zirve’de olduğunu göstermez mi?.

Mikail Erdil öncülüğündeki aynı ekibin üçüncü dergisi Niteliksanat bilim felsefe aylık dergisi”dir. Nitelik dergisi, aynı adlı daha önce çıkarılan küçük boy “seçki”nin dergiye dönüştürülmüş halidir.  İlk sayısı 15 Kasım 1987’de İnkılap Sokak’taki (Ankara-Yenişehir) bürosunda hazırlanmış. Bendeniz “Ege Bölge Temsilcisi” olarak yer alıyorum künyede. “Hapishane Edebiyatı”, “Yıkıntı Edebiyatı”, “Sokakların Meydanların Şairi Mayakovski”, “Genç Şair Ölülerinden Bir Kesit ‘Bulgar Şiiri’”, “Paul Eluard’ın Portresi” ilk sayıdaki başlıklardan bazıları. ‘Ürün’ü yayımlananlar arasında Bertolt Brecht, Wolfgang Borchert, Roper Caillois, Louis Salomon gibi ‘çeviri’ isimlerin yanı sıra, Vecihi Timuroğlu, Mustafa Arslantunalı, Kenan Sarıalioğlu, Hakan Şenocak gibi imzalar da vardı. Nitelik’in ilk sayı ön ve arka kapak içleri ise Picasso’ya ait bir tablo ve Behice Boran’ın posteriyle doldurulmuştu.

Peki, hemen hepsi en fazla üç sayı çıkan bu mevkuteler nasıl ‘kotarılmıştı’? Çok kolay! İzmir ve ilçelerinde “Vos Vos” bir minibüs ile iç çamaşırı seyyar satıcılığı yaparak!  İnşaatlarda amelelik ile! Olmadı, ‘derleyen’imiz Mikail Erdil’in minibüsünü üç kuruşa satarak!.. Bir de “ölüm”süzleşerek!

“Ölüm” şu: Her üç dergiye ‘derleyen’ olarak mührünü basan Mikail Erdil’in genç yaşta kalp sektesiyle tebdil-i mekan eylemesi... Ölümsüzlük ise, geride kalan dergiler...

***

Kendimi ‘mensubu’ gördüğüm dergilerden birisi de Kırağı’dır. Beşinci sayısıyla Kayseri’de tanıştığım ve Nevşehir-Avanos’a bağlı bir kasabadan  bünyesine katıldığım Kırağı’yla ilgili ‘hislerimi’ başka bir ‘kış’a bırakmak istiyorum. Bu ertelemenin tek sebebi, derginin asıl yükünü çeken Tayyib Atmaca’nın Sühan’da Kırağı’yı anlatıyor olmasıdır.

Çorum-Alaca’da Durdu Şahin’in yönetmenliğinde çıkan Seviye dergisi de Kırağı gibi, en başta, saf kardeşlik ağları kurduğu için bu yazıda yer almalıdır. Kırıkkale’de, rahmetli Nazir Akalın’la ‘masa başı’ işlerini hallettiğimiz Seviye, öyle sanıyorum ki, en iyi şekilde, onun asıl zahmetini çeken Durdu Şahin tarafından  anlatılacaktır.

Benim burada değinmeden geçemeyeceğim bir başka dergi, Seviye’den sonra Ankara, Kırıkkale ve Çorum-Alaca güzergâhında Ayhan Bilgen, Nazir Akalın ve Durdu Şahin işbirliğinde çıkardığımız Karçiçeği dergisidir. Sözünü ettiğim dergi, vaktiyle Erzurum’da Nazir Akalın ve arkadaşları tarafından çıkarılan Karçiçeği’nin ikinci dönemine ait olanıdır. Sahibinin Ankara, Genel Yayın Yönetmeni ile Sanat Danışmanı’nın Kırıkkale, Yayın Koordinatörü’nün Alaca’da ikamet ettiği dergi, Nazir Akalın’ın üniversite hocalığından uzaklaştırıldığı döneme denk bir zamanda çıkarılmıştı. İlk sayısı Kış 2001, ikinci sayısı Bahar 2001 tarihlerini taşımış ve ömrünü tamamlamıştır. Karçiçeği’nin çıkarılması için Kırıkkale’de yapılan ‘görklü’ toplantılar, İstanbul’da, aynı mahallede oturduğu halde bir araya gelemeyen başka dergiciler için elbette ‘tehlikelidir’. Fakat Karçiçeği’nin asıl önemi, muhteva bakımından taşıdığı olgunluktur. Böyle bir olgunluğu, çoğu kez elimizden fırlatıp attığımız artistik ve akademik ‘çete’ dergilerinde görmemiz mümkün değildir.

Karçiçeği’nin hamallığını, yukarıda da belirtildiği gibi dört ‘edebiyat delisi’ yapıyordu. Fakat dergi aslen Nazir Akalın’ın idi. Bunu, Durdu Şahin’in o günlerin hatıralarında kalan yere göğe sığmaz düşünce ve ifadesi ile aynen ifade etmek isterdim. Maalesef, araya giren zaman ve unutulan cümleler, meallerle yetinmemize sebep oluyor: Yaşanmakta olan zor zamanları bizden daha fazla hisseden Nazir Akalın için çıkarmalıydık bu dergiyi. Adının tespit edilmesine kadar, her şeyiyle Nazir Akalın’ın olmalıydı dergi. Öyle de oldu. Karçiçeği’nin Kırıkkale ağırlıklı bu ikinci dönemi, aynen Erzurumlu ilk dönemindeki gibi, Nazir Akalın’ın ‘ruhunu’ taşıyordu. Artık aramızda olmayan bu ‘güçlü kalem’den edebî fayda kazanmak isteyenler, onun diğer eserleriyle birlikte Karçiçeği’ne de müracaat edebilirler.

Bu yazı için sözün bittiği noktaya doğru gelirken, aranızda, benden Likâ ile ilgili cümleler bekleyenler bulunabilir. Hâlâ ‘cephe’de olduğundan, bir ‘aşk’ı ve diri bir ‘aklı’ temsil ettiğinden, bu yazıda Likâ’yla ilgili hususlara değinemiyoruz.

İNŞAATÇILAR TÜRKÜSÜ

30/1/2008 · Kategori: Siirlerim

 nedense

oturup ağlaştık üç gün

üç gece.

sonra...

çıktık en son bitirdiğimiz yapının

en ucuna, en tepesine

biz, inşaat işçileri, hepimiz:

temelciler, kalıpçılar, demirciler, duvar örücüleri,

sıvacılar...

ve de incecik işçiler

boyacılar, karocular, marangozlar

biz,

inşaat işçileri, tüm serseriler

- açız biz!

- sebiliz!

- serseriyiz!

- tembel değiliz ama, değiliz!

- peki neden böyleyiz?

 

işte

üç gün üç

gece

sonra bıraktık ağlamayı

ve orada

bulunduğumuz

dorukta:

ahhhhh, dedik  şimdi birer genç

olsaydık biz

ve onsekiz yaşında

sarışın....

kızgın yaz güneşine karşı açtığımız şu

gövdelerimizde...

düşünün hele:

eritseydi bizi

yanar mıydık?!

 

- yanardık!

- yoooo, benzemezdi şu halimize!      

- bir başka yanardık!

- yanmak denmezdi buna!

- kül olmak!

- aaaaaaaah!

 

oysa bakın şu yoksunluğumuza, dedi

oradan, kanadından yapının, uçacak gibi

kesik kollu

sıvacı çırak.

boyacı çırak:

burnum!!!

nefes alamıyorum!

diye ünledi, kükredi.

ve biz, hepimiz,

baktık ki olmayacak

kükredik ve

dedik:

- hani kollarımız?

- hani kollarımız?

- burunlarımız?! burunlarımız?!

 

ve kalkıp  ayağa

dövüştük üç gün

üç gece.

 

 İzmir, 1987

 

HAFTALIK YAZILARIM

6/12/2007 · Kategori: Alternatif Yazilar

Yeni yazımı okumak için aşağıdaki linke tıklayınız:

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=16886


Yazı arşivim için aşağıdaki linke tıklayınız:

http://www.tumgazeteler.com/?cat=78&ykod=2206

KİTAP KAPAKLARI

17/11/2007 · Kategori: Kitaplarim

 Kara Oyun, (Şiir) Kırağı Yay., Konya, 1997, 64 s.

 

 Güz Klasiği, (Şiir) Beyan Yay., İst., 1998, 64 s.
Bu kitabı temin etmek için tıklayınız:

 

 Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün, (Şiir) TaşraEdebiyat Yay., İst., 2000, 28 s.

 

 Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, (İnceleme-Tenkid)T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ank.,2002, 362 s.  (Türkiye Yazarlar Birliği, 2002 Yılı Yılın Edebî Tenkit Ödülü)
Bu kitabı il merkezlerinde T. C. Kültür Bakanlığı yayınevlerinden temin edebilirsiniz.
Bilgi için tıklayınız:

 

Tan Tan Traska, (Şiir) LikâKitaplığı Yay., Bursa, 2002, 64 s.

 

Hüzn ü Aşk, (Şiir) LikâKitaplığı Yay., Bursa, 2004, 64 s.

 

Baba Bu Kitap Sana (Babalar İçin Şiirler - İnceleme-Antoloji), Odunpazarı Belediyesi Yay., Eskişehir, 2005, 325 s.

Bu kitabı Odunpazarı Belediyesi, Kültür Müdürlüğü, Eskişehir adresinden ücretsiz isteyebilirsiniz!

Bilgi için tıklayınız:

Altındağ'dan Türkiye'ye Ankara Şiirleri Antolojisi (Antoloji-İnceleme), Altındağ Belediyesi Yay., Ank., 2006, 325 s. 

Bu kitabı Altındağ Belediyesi, Kültür Müdürlüğü, Ankara adresinden ücretsiz isteyebilirsiniz!

 

Bursa'nın Çanakkale Kahramanları, (Ali IŞIKLARLI imzasıyla) Yarımada Yay., İst., 2007, 64 s (Ayrıca Bursa'nın Çanakkale Şehitleri Listesi eki vardır.)

 

 

KIŞIN DİŞLERİ...

17/11/2007 · Kategori: Denemelerim

  

Bir son sayfa haberi. Ciddi görünümlü, “aydın”sı boyutlarından kuşku duymadığımız bir gazetenin “ilk düşen kar”la ilgili haberinin başlığı: “Kış Dişini Gösterdi.” “Edirne’ye yılın ilk karı düştü. Doğu’da ise yollar kapanmaya başladı.”

Ne çirkin ifade!

Bu ifadenin kullanımı sırasında işletilen mantık tek taraflı ve yüzeysel. Zira, kar ve kış sadece insana yükledikleri zorluklar ve olumsuzluklar açısından ele alınmış.

Öyle ya, kar yağacak, tipi çıkacak, yollar kapanacak, ulaşım sağlanamayacak,  elektrik hatları kopacak, telefon telleriyle irtibat sağlanamayacak, üşünülecek,  donulacak, rahatça ortada dolaşılamayacak, eve hapsolunacak, ufuk iyice daralacak, vb... Bütün bunlar “diş” oluyor anlayacağınız.

Doğrusu, sayımı dökümü yapılan bu durumlardan memnun olduğumu söyleyemem ben de.

Ama sırf bunlardan ve bunlara benzer daha nice sebeplerden ötürü kışa “diş” takmak? Hayır, hayır... Bu acımasızlığın ta kendisi. Ve  anlayışla karşılamak da bana göre değil.

Hem, düşünün hele bir: Bütün bu olumsuzluklar, sırf kardan, kıştan mı kaynaklanıyor?

Sözgelimi kapandığı sözkonusu edilen/edilecek olan yol,  gereğince donanıma sahip kılınsa. Kopması sözkonusu olan elektrik veya telefon hattı şartlara uygun bir şekilde kurulsa...

Üşüyenlere de, tuzu kuru olanlarınki kadar ücret verilse. Dolayısıyla toplumda eşit bir gelir seviyesi oluşturulsa...

Ya ev hapsine mahkum olanlar, ufku daralanlar? Canlarım benim, sizi de düşünmüyor değiliz: En güzel hayâller, böyle, dar vakitlerde kurulanlardır. Hayâl kurun, uzaklıkları tasarlayın, özleyin biraz, özleyin...

Sıra kışın güzelliklerine geldi mi? Evet, kışın güzellikleri: Lapa lapa yağan kar, seyirlik kardır. Hem göz, hem de ayak seyri hoş olur bu karla. Kömür gözlü kardan adam, ilk güneş ışıklarıyla eriyip gidene kadar da olsa, iyi bir dost değil midir çocukluk çağına? Kar topu oynayanların keyfine ne dersiniz? Ya da karlı bir havada yapılan tabiat gezisine? Avcılığa? Şuna ses çıkarabilir misiniz? Sıcak bir yuvada oturup evin küçükleriyle oynamayıp zıplamaya... Ve daha böyle böyle onlarca güzellik...

İşte böyle, en olmadık imkansızlıklar içinde dahi olsak, kış,  mutluluğumuza engel değildir, kıştan umumî zevkler çıkarmamız mümkündür.

Dolup giden satırlardan sonra tekrar soruyoruz: Nasıl olur da kışa “diş” düşünürsünüz? Hangi hakla böyle bir teşbih tasarlarsınız? Kış ile diş arasında nasıl bir ilgi vardır da haberinize böyle bir başlık atarsınız?

Bu konudaki sözümüzü şöyle bitireceğiz:

Enflasyon canavarının dişleri, tank paletlerinin dişleri, türlü zulümlerin kanlı kara dişleri... Bütün bu ve benzeri dişler milleti mahvedip dururken ve bunlara karşı akıl dişini bilemek varken, güzelim kışı “diş”li tasavvur etmek nasıl bir akıl hatasıdır?

Velhasıl, dişlilerle dişsizleri karıştırmayalım...

« Önceki :: Sonraki »