22 01 2015

BATI NEYİ “CACHÉ’’LİYOR?

BATI NEYİ “CACHÉ’’LİYOR?

 Batı’da yükselen “İslam düşmanlığı” farklı faşist uygulamalar şeklinde tezahür ediyor. İslam’ı ‘korkunç’ olarak tanımlayarak zihinlerde iflah olmaz yaralar açmaya kalkışan bu seküler dünya, saldırgan tutumunu artırarak sürdürüyor: Karikatürlerle küfrediliyor, cami ve mescitler kundaklanıyor, Müslümanların evleri yağmalanıyor, mezarlıkları talan ediliyor, ‘şüpheli’ yaftası altında Müslümanlara küstahça davranılıyor, hatta asker ve polis eliyle çeşitli tacizlerde bulunuluyor…

Bunlar, bu türden negatif işler Batılının tarih boyu aşinası olduğu şeyler aslında. Sömürü, işgal, yağmalama, talan, tecavüz gibi anahtar kavramlarla iç içe geçmiş bir tarihî kimliği var Avrupa’nın…  Üstelik kendi tarihlerinin böylesi ‘insan-dışılıklarla’ örülü olduğunu aklıselim Batılılar da kabul ediyor.

Şimdi bu ‘kabul ediş’lerden birisine, 2005 yapımı bir sinema filmine göz atacağız. Avusturyalı yönetmen Michael Haneke tarafından yapılan Fransız yapımı “Caché” (Saklı) adlı bu film, Fransa merkezli olmakla birlikte Batı’ya içeriden yapılmış bir tenkit niteliği taşıyor…

“Mazlumun ahı yerde kalmaz!” ana fikrini yüklenmiş olan film, Fransa’ya (dolayısıyla diğer Batılı sömürgecilere) tarih boyunca yaptıkları zulümlerin hesabını mutlaka ödeyeceklerini hatırlatıyor. Hem de ne kadar hayatî sebeplere bağlı olarak zalimlik yaparlarsa yapsınlar ve bu zalimliklerini ne kadar muhkem kalelerle korumuş olursa olsunlar… Zulmünüz bir gün sizi yıkacak!

Bir filmi kuşkusuz tek boyutlu okuyamayız. Şiirde olduğu gibi, sinemada da farklı okumalar yapabilmek, ele alınan filmin nitelikli oluşuyla ilgilidir. Caché bu anlamda bize zengin imkânlar sunuyor.  Tam da bu noktada şunu söylemek istiyorum: Bu filmde olup biten bir takım işleri kişisel suçluluk duygusu ile açıklayabiliriz. Fakat bu aynı zamanda toplumsal düzlemde de ele alınabilecek bir husustur.

İsterseniz filmin konusunu özetleyerek daha somut şeyler söylemeye çalışalım: Entelektüel bir kimliğe sahip olan Georges Laurent (Daniel Auteuil) ve Anne Laurent (Juliette Binoche) Pierrot adlı oğullarıyla birlikte başarılı ve huzurlu bir hayat sürmektedirler.  Bir gün kapılarının önüne kimin tarafından bırakıldığı bilinmeyen bir paket bırakılır. Paketten, bir çocuğun marifetine benzeyen ve ağzından kan gelen bir yüz resmini taşıyan bir video kaset çıkar.  Sonraki günlerde kasetler çeşitlenir. Bu kasetler doğal olarak ailenin huzurunu kaçırır.  Kasetler arttıkça Georges’un bilinçaltında çocukluktan kalma bir ‘leke’nin saklı olduğu anlaşılır. Şöyle ki, vaktiyle küçük bir çocukken ve köyde yaşarlarken yanlarında kendilerine hizmetçilik yapan Cezayirli bir aile çalışmaktadır. Adı Majid (Maurice Bénichou) olan bir oğulları vardır bu ailenin.

Tam da o günlerde Fransa’da yaşayan Cezayirli göçmenler, ülkeleri ile Fransa arasında yıllardır sürmekte olan savaşı bitirmek amacıyla bir gösteri yapmak isterler. Fransa bu gösteriye izin vermek istemese de 17 Ekim 1961’de Paris’in Charonne Mahallesi’nde binlerce Cezayirli eylem yapmaya kalkışır. Cezayirli göçmenlerin bu barışçı girişimi Fransa tarafından sert bir şekilde bastırılmış, sonuçta yüzlerce Cezayirli öldürülmüş, yüzlercesi de sakat bırakılmıştır. Dünya kamuoyundan ‘saklanmış’ olan bu katliamda Majid’in anne ve babası da öldürülmüşlerdir. Kanlı baskından sonra öksüz ve yetim kalan Majid’in evlatlık edinilmesi söz konusudur. Fakat küçük Georges uydurduğu yalanlarla buna engel olur. Sonuçta Majid evden uzaklaştırır, yetiştirme yurduna verilir...

Bilinçaltındaki ‘leke’nin farkında olan Georges, kaset olaylarının faili olarak sadece Majid’den şüphelenir. Bununla birlikte bünyesinde barındırdığı ‘leke’nin hesabını düşünmeye başlar ve belki de bunun etkisiyle kendisiyle yüzleşir. Rüyasına giren Majid’in çocukluk hali sahnesi bunun sinema diliyle yansıması olmalıdır.

Kimi belirsizlikleri bünyesinde barındırmakla birlikte, Caché filminde Georges’in Fransa’yı/Batı’yı temsil ettiğini söylemekte bir sakınca olmasa gerek. Öyle ki, her bakımdan dört başı mamur bir hayatı yaşaması, mağrurluğu, küstahlığı ve gerektiğinde her türlü kendini koruma refleksini sergilemesiyle onu Fransa/Batı istiaresiyle anacağız…

Majid’in ise tabii ki Cezayir’i ve diğer göçmen milletleri temsil ettiğini söyleyebiliriz. Her halükârda mağduriyet içinde…

Caché kimi açıkları da bünyesinde taşıyor. Mesela, Majid’in evlatlık olarak kabul edilmesi söz konusu olsaydı diğer bir ifade ile göçmenler Fransa tarafından hoş tutulsaydı sömürülenlerin sorunları halledilmiş mi olacaktı? Ayrıca, filmin sonunda Majid ile  Georges’in hesaplaşması beklenirken, muğlaklığa büründürülüyor olay. Majid’in rakibiyle karşı karşıya kaldığı son olayda Georges’e kasdetmesi beklenirken kendisini öldürmesi, hesaplaşmanın Fransız adliyesine bırakılmış olduğunu gösteriyor. Peki, Fransız hukukundan adalet sadır olur mu?

Bu belirsizlikler bir yana, Caché filmi hiçbir şeyin ‘saklı’ kalmayacağını vurgulaması bakımından önemli bir işlevi gerçekleştiriyor. İsterseniz bu vurguyu bugünün Fransa’sı veya Batı’sı için daha bir didaktik kılalım: Uyguladığınız “İslam düşmanlığı” politikalarıyla neyi saklayabileceksiniz? Tam tersine, tükenişinizi aşikâr kılıyorsunuz! Perçeminizden tutulmuştur; sonunuz hüsran!

1
0
0
Yorum Yaz