İBRAHİM ERYİĞİT'İN "TEVHİDİ ŞİİR SORUŞTURMASI"NA CEVAPLAR

24/8/2008 · Kategori: Konuşmalarım

1.   Öncelikle, şiir anlayışınızı kısaca belirtir misiniz?

 

- Evrensel Şiir, demiş ve Kara Oyun’un başına yerleştirmiştim. Diyeceksiniz ki, “Açılımlarını istemiştik vaktiyle...”

            Bunu yapmak, o iki metin orada durup dururken ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Çünkü, has bir üslupla, söylenecek pek çok şey söylenmiştir. Bu yüzden şimdi söylenecek olanların, söz konusu metinlerle birlikte okunmasını arzu ederim.

            Evrensel Şiir, bütünün şiiridir. Ezelî ya da ebedî bütünün. İlgi sınırlarını belirtmeye gerek varsa: İç ve dış alemleriyle bütün eşya, eşhâs...

            Şiiri şiir yapan bütün unsurlara açıktır kapısı.

Biçim: Artık ayırıcı bir poetik kaygı olmaktan çıkan “dış cephe”, Evrensel Şiir’in de sorunu olmaktan çıkmıştır. Şair, istediği biçimle, lâyık olanı, lâyık olduğu şahânelikle söylesin, yeter! Bu, geleneğin elbiselerine saygısızlık demek değildir. Gerektiğinde o elbiseleri de giyer.

İçerik: Düşünce, duygu ve hayal isimli kardeşlerin kolkola girdiği bu meydana çok önem veriyoruz.. Şiir dediklerinde tefekkürü, dahası bedii olanını atlayarak jimnastik yapan “salt şair” pozisyonundakilerden farkımız özellikle buradadır.

            Evrensel Şiir, bir yaklaşım tarzının adıdır. Bu yaklaşımın dili, ses denilen en küçük işitsel ve  bakış denilen en küçük görsel unsurlardan başlayıp en büyük ve farklı dil parçalarını kendisine çekmeye çalışır. Dili ve buna bağlı olarak ifade haritası, sınırsızlığı hedeflemiştir.

Şiirin susuş, dalgalanış, şahlanış veya duruş anlarını gösteren ve bir musiki terimi olarak da bilinen ses, yani ritmin ve armoninin sadası, Evrensel Şiir’in kulakları hedefleyen yönüdür. Müziğin bütün tonlarına açığız.

Evrensel Şiir’in bireşim unsurları arasında görüntünün türlü yollarından fayda umulur. Görsel  sanatlar yanıbaşımızda bekleşip durmaktadırlar.

Zor şiirdir Evrensel Şiir.  Bizce bu zor oluş onun kültürel iç dinamiklerinden olduğu kadar, içinde bulunduğumuz (onun dışındaki) ortamın çerezlik (sığ, geri) duruşundan  da kaynaklanmaktadır.

 

2. Sizce, insan doğuştan şairlik yetisiyle mi yaratılmıştır? Yoksa,  sonradan kendi gayretiyle mi şair olur?

 

- Önce şunu ifade etmek gerek. Güzel söz, her halükarda Hakîkî Sanatkâr’ındır. Hamurumuza ruhu veren Rabbimiz, sözü de katmıştır ona. İşte, bu sözün farkına varanlara veya vardırılanlara şair deniliyor.

Bu noktada, şöyle diyeyim: “Anadan doğma” veya “sonradan olma”,  ne değişir? Üstelik  o kadar önemli mi şairlik için bu? Bence önemli olan, varolan veya kazanılan yeteneğin sürekli geliştirilmesidir. Bu da yaşanılanlar karşısında duyarlılık antenlerinin daima açık olmasıyla, sağlam ve çeşitli kaynaklara yönelmeyle, şiir sanatının gerektirdiği araştırmaları yapmakla... gerçekleştirilir.

 

3. Şairin dünya görüşü ile şiiri arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

 

- Dünyayı algılayış tarzımız hayatın her hücresinin şartsız bir belirleyenidir. İdeolojik tavır yani. Şairler arasında bu tavrı yadsıyanların olduğu bilinen bir şey. “Şiir, şiirdir bre!” diye dil oynatanlara iyi bakın, aslında bu yadsımalarının arka cephesinde bir hinoğluluk uzanmış yatmaktadır. İdeolojik olmadığı iddiasını taşıyan, fakat mutlaka ideolojik bir kaygıdan kaynaklanan yargılar... Bunlar genellikle yaldızlı cümlelerinin içine yerleştirdikleri muhayyel bir “şiir”den dem vururlar. Serada yetişen bir şiir. Bataklığın içindeki serada. Çukurda, fildişi.

Kuşkusuz, geçiyoruz, rahatı ve “hazrol”daki duruşuyla artistik pozlar veren bu zümreyi...

Bizimkisi mi? Hayatımızın her biriminde olduğu gibi, şiirimizin donanımları arasında da İslam’ı değişmez bir tertipleyici olarak kabul etmişiz.

 Böylece uzayıp giden serin sesli sular akar bizim ırmağımızdan. Çünkü billûr bir ana kaynağımız vardır.

Zalime karşı daima muhalif. Mazlumla kanamakta.

Ağırbaşlı veya çılgın. Fakat daima:  Heyecan, heyecan! Sığmaz ele avuca!

 

4.Müslüman bir şairin beslendiği kaynaklar sizce neler olmalıdır?

 

- “Müslüman bir şair” diyerek, müslim olanın  “aslî ” kaynaklarını başa yerleştiriyorsunuz. Öğrenme,  öğrenilenleri yaşama, yaşatma, hayata geçirme noktalarıyla şair kişi, bu kaynakları iyi tedris etmelidir. Günlük hayatı ve sosyal ilişkileri açısından gerekli olan bu tedrisat, Müslüman şairin şiiri için de gereklidir. Çünkü sözdeki güzellik ölçüsü en güzel o kaynaklarda verilmiştir.

Diğer kaynaklara bakalım. Sözgelimi hayata. Her şeyiyle hayata. Kendisinden önce yaşanmış olanıyla, kendi zaman diliminde yaşanmakta olanıyla, genel ve özel, süreğen bir hayat. Şairi kuşatan bu süreç iyi yorumlanmalı. Çünkü sanatın asıl damıtılma alanı burasıdır.

Ayrıca, başta şiir sanatının ve edebiyat biliminin kaynakları olmak üzere, bütün sanat dalları ve bilimlerin, iş kollarının, meslek alanlarının birikimleri şairin kaynakları arasındadır. Şair, bu kaynaklardan faydalanmanın yollarını arayıp bulabilmeli, bulduklarını bünyesinde eriterek tekrar üretmelidir. Önceden söylenmiş edebî birikimler, bilimsel formüller, telefon rehberleri, grev duyuruları, reçeteler, cuntanın filanca bildirisi,  vs. kaynaklarımız arasındadır.

 

5. Sizce bugün, vahy ve fıtrat kaynaklı bir şiir ortamından bahsedilebilir mi? Bahsedilemez  diyorsanız, böyle bir ortam nasıl teşekkül ettirilebilir?

 

- Bugün tek bir şiir ortamından söz etmemizin imkansızlığı ortada. Farklı anlayışların ve bu anlayışlara dayanmış büyüklü küçüklü şiir ortamlarından, daha doğrusu ortaklıklarından bahsedilebilir.

Buradan başlarsak, vahiy ve fıtrat kaynaklı bir algılayışı şiir anlayışının başına yerleştirenlerin olduğunu da söyleyebiliriz. Peki,  bu birliktelik bilinçli bir oluşum mudur?  Kesinlikle! Doğal bir oluşum. Aslî kaynakların ortaya koyduğu kendiliğinden bir oluşum. Haliyle sınırları da pek çizilmemiş. Sözgelimi  şiiri algılama noktasında bile ortak paydalar yeterince belirlenmemiş. Bir araya gelinip tartışılmamış bazı şeyler. Pek tabii olarak şairlerin kendilerine ait farklı şiir algıları  da yeterince ortaya konamamış, hatta birazcık  farklılık arzedenler  hariçte tutulmuş.

Kısacası dağınık bir ortam. Ve ayna pek parlak değil.

Haliyle, sağlıklı bir ortamın nasıl oluşturulacağı sorusu karşımıza çıkıyor.

Vahye ve fıtrata yaslanmış olanların,  bütün alanlarda olduğu gibi, şiirde de günün ve geleceğin hakimi olmaları, onların kendilerine yakışan birliktelikleri kurmalarıyla mümkün olacaktır. Var olduğunu kabul ettiğimiz kuramların kurum haline dönüşmesi öyle sanıyorum ki önümüzü açacaktır. Kurumlaşma, evet, yerüstü veya yeraltı, ama illa kurumlaşma.

Ve böylece sürekli etkileşim.

- Teşekkür ederim.

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »