24 08 2008

HALK TÜRKÜSÜ

bize en çok lazım olan şeytarlalar dolusu çürük domates en çok lazım olan şey bizecılkı çıkmış yumurta bize en çok lazım olan şeyıslıktır ıslık seri sesli bir ıslık aktif tükrük bezleri en çoken çok lazım olan şey bize ne mi yapacağız bütün bunları ne mi yapacağız fotoğraf çekeceğiz yanacak ışıklarpatlayıp flaşlar aman aman! alacağız başkanları ayakların altına!                        (1998) ... Devamı

24 08 2008

İBRAHİM ERYİĞİT'İN "TEVHİDİ ŞİİR SORUŞTURMASI"NA CEVAPLAR

1.   Öncelikle, şiir anlayışınızı kısaca belirtir misiniz?  - Evrensel Şiir, demiş ve Kara Oyun’un başına yerleştirmiştim. Diyeceksiniz ki, “Açılımlarını istemiştik vaktiyle...”            Bunu yapmak, o iki metin orada durup dururken ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Çünkü, has bir üslupla, söylenecek pek çok şey söylenmiştir. Bu yüzden şimdi söylenecek olanların, söz konusu metinlerle birlikte okunmasını arzu ederim.            Evrensel Şiir, bütünün şiiridir. Ezelî ya da ebedî bütünün. İlgi sınırlarını belirtmeye gerek varsa: İç ve dış alemleriyle bütün eşya, eşhâs...            Şiiri şiir yapan bütün unsurlara açıktır kapısı. Biçim: Artık ayırıcı bir poetik kaygı olmaktan çıkan “dış cephe”, Evrensel Şiir’in de sorunu olmaktan çıkmıştır. Şair, istediği biçimle, lâyık olanı, lâyık olduğu şahânelikle söylesin, yeter! Bu, geleneğin elbiselerine saygısızlık demek değildir. Gerektiğinde o elbiseleri de giyer.İçerik: Düşünce, duygu ve hayal isimli kardeşlerin kolkola girdiği bu meydana çok önem veriyoruz.. Şiir dediklerinde tefekkürü, dahası bedii olanını atlayarak jimnastik yapan “salt şair” pozisyonundakilerden farkımız özellikle buradadır.             Evrensel Şiir, bir yaklaşım tarzının adıdır. Bu yaklaşımın dili, ses denilen en küçük işitsel ve  bakış denilen en küçük görsel unsurlardan başlayıp en büyük ve farklı dil parçalarını kendisine çekmeye çalışır. Dili ve buna bağlı olar... Devamı

24 08 2008

USTALIK

- kafka “amerika”sının ilk sayfasına yazılmış idi-  her şeyim tek elden olmalıaçık seçik vermeliyim vereceklerimipek titiz bir anlatım kullanmalıyım evetse evet bağırmalıyımbu böyledir evetaykırıysa aykırısı olmalı yanıtımhayır diyebilmeliyimkorku yakışmaz banadikbaşlı ve devingen dirençli olmalıyım alabilmeliyim ipince ipleri boynumagerektiğinde kurşunlanmalıyım taş çıkartmalıyım ustalıkta... İzmir, 1986... Devamı

30 01 2008

ÜÇ BEŞ DERGİ, ÜÇ BEŞ HAYAT

“Birkaç aydan beri nabız yoklamalarıyla başlayan çabalarımız amacına ulaştı ve karşınıza... adıyla çıkıyoruz.” “birşeylere başlamak... yakınmasız... ve sürdürebilmek bir şeyleri... ama gevezeliklerden uzak... ama yalın... ama ve ama, yoğun bir dille üretebilmek yaşamı... ve dinamik olmak her harfte, her sayıda, her renkte, her çizgide, her seste, her imde...”  “... Şöyle yapacağız, böyle ses getireceğiz gibi bir iddia ile ortaya çıkmıyoruz. Amacımız Türkiye’nin şiir coğrafyasındaki yerini almaktır.” ........ İşte böyle... Her birinin yayımlanmasına ayrı bir gerekçe biçilir. Kendisine emek verenler mutlaka bir amacın peşine takılmışlardır. Bu, kimileri için yazılan bir şiiri, hikayeyi, denemeyi, makaleyi, vb. matbaa harfleriyle görme iç güdüsü şeklinde belirebilir. Kimi dergi omuzlayıcıları ise topluma faydalı olmayı tercih edip dünyayı değiştirmek kaygısıyla hareket etmektedir. Bunlar ve bunlara eklenebilecek her türlü ‘mazeret’  iç içe geçmiş vaziyette de bulunabilir. Kim, hangi niyetle yayımlarsa yayımlasın, sonuçta bir yolculuğa çıkmıştır. Hem yolcu, hem bekleyendir o. Eseri yazma, gönderilenleri alma, derleme, toparlama, makineye dizme, düzenleme, tashih, matbaaya verme, matbaadan alma, postaya verme, okuyuculardan gelecek tepkileri bekleme ve tepki aldıkça yeni bir sayı için harekete geçme... Bu sürecin zevkleri, heyecanları, sıkıntıları, sarsıntıları... saymakla bitirilemez. Bitirilemeyecek bir başka şey de, geride kalan izlerdir... Ve, bunların ‘üçüncü şahıslara’ anlatılması, aktarılması oldukça zordur. Benim ‘mutfağı’nda yer aldığım ilk dergi Bireşim “yazın düşün sanat seçkisi”dir. Kredi Yurtlar Kurumu’nun bir yurdunda pişirilen ilk dergi olarak tarihteki yerini alabilir mi? Belki. İnciraltı Öğrenci Yurdu bloklarıyla İnciraltı Sahili’ndeki çay bahçelerinde yapıldı ilk toplantıları. Zaman zaman Buca’ya kadar gidip geldi Bireşim düşüncel... Devamı

30 01 2008

İNŞAATÇILAR TÜRKÜSÜ

 nedense oturup ağlaştık üç gün üç gece. sonra... çıktık en son bitirdiğimiz yapının en ucuna, en tepesine biz, inşaat işçileri, hepimiz: temelciler, kalıpçılar, demirciler, duvar örücüleri, sıvacılar... ve de incecik işçiler boyacılar, karocular, marangozlar biz, inşaat işçileri, tüm serseriler - açız biz! - sebiliz! - serseriyiz! - tembel değiliz ama, değiliz! - peki neden böyleyiz?   işte üç gün üç gece sonra bıraktık ağlamayı ve orada bulunduğumuz dorukta: ahhhhh, dedik  şimdi birer genç olsaydık biz ve onsekiz yaşında sarışın.... kızgın yaz güneşine karşı açtığımız şu gövdelerimizde... düşünün hele: eritseydi bizi yanar mıydık?!   - yanardık! - yoooo, benzemezdi şu halimize!       - bir başka yanardık! - yanmak denmezdi buna! - kül olmak! - aaaaaaaah!   oysa bakın şu yoksunluğumuza, dedi oradan, kanadından yapının, uçacak gibi kesik kollu sıvacı çırak. boyacı çırak: burnum!!! nefes alamıyorum! diye ünledi, kükredi. ve biz, hepimiz, baktık ki olmayacak kükredik ve dedik: - hani kollarımız? - hani kollarımız? - burunlarımız?! burunlarımız?!   ve kalkıp  ayağa dövüştük üç gün üç gece.    İzmir, 1987   ... Devamı

17 11 2007

KİTAP KAPAKLARI

 Kara Oyun, (Şiir) Kırağı Yay., Konya, 1997, 64 s.  Güz Klasiği, (Şiir) Beyan Yay., İst., 1998, 64 s. Bu kitabı temin etmek için tıklayınız:  Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün, (Şiir) TaşraEdebiyat Yay., İst., 2000, 28 s.  Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, (İnceleme-Tenkid)T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ank.,2002, 362 s.  (Türkiye Yazarlar Birliği, 2002 Yılı Yılın Edebî Tenkit Ödülü)Bu kitabı il merkezlerinde T. C. Kültür Bakanlığı yayınevlerinden temin edebilirsiniz. Bilgi için tıklayınız:  Tan Tan Traska, (Şiir) LikâKitaplığı Yay., Bursa, 2002, 64 s. Hüzn ü Aşk, (Şiir) LikâKitaplığı Yay., Bursa, 2004, 64 s. Baba Bu Kitap Sana (Babalar İçin Şiirler - İnceleme-Antoloji), Odunpazarı Belediyesi Yay., Eskişehir, 2005, 325 s.Bu kitabı Odunpazarı Belediyesi, Kültür Müdürlüğü, Eskişehir adresinden ücretsiz isteyebilirsiniz!Bilgi için tıklayınız: Altındağ'dan Türkiye'ye Ankara Şiirleri Antolojisi (Antoloji-İnceleme), Altındağ Belediyesi Yay., Ank., 2006, 325 s. Bu kitabı Altındağ Belediyesi, Kültür Müdürlüğü, Ankara adresinden ücretsiz isteyebilirsiniz!Bursa'nın Çanakkale Kahramanları, (Ali IŞIKLARLI imzasıyla) Yarımada Yay., İst., 2007, 64 s (Ayrıca Bursa'nın Çanakkale Şehitleri Listesi eki vardır.) Çanakkale Savaşları ve İstanbul, Cevat Akkanat, Yarımada Yay., İst., 2008, 257 s. (Ayrıca İstanbul'un Çanakkale Şehitleri Listesi eki vardır.) ... Devamı

17 11 2007

KIŞIN DİŞLERİ...

   Bir son sayfa haberi. Ciddi görünümlü, “aydın”sı boyutlarından kuşku duymadığımız bir gazetenin “ilk düşen kar”la ilgili haberinin başlığı: “Kış Dişini Gösterdi.” “Edirne’ye yılın ilk karı düştü. Doğu’da ise yollar kapanmaya başladı.” Ne çirkin ifade! Bu ifadenin kullanımı sırasında işletilen mantık tek taraflı ve yüzeysel. Zira, kar ve kış sadece insana yükledikleri zorluklar ve olumsuzluklar açısından ele alınmış. Öyle ya, kar yağacak, tipi çıkacak, yollar kapanacak, ulaşım sağlanamayacak,  elektrik hatları kopacak, telefon telleriyle irtibat sağlanamayacak, üşünülecek,  donulacak, rahatça ortada dolaşılamayacak, eve hapsolunacak, ufuk iyice daralacak, vb... Bütün bunlar “diş” oluyor anlayacağınız. Doğrusu, sayımı dökümü yapılan bu durumlardan memnun olduğumu söyleyemem ben de. Ama sırf bunlardan ve bunlara benzer daha nice sebeplerden ötürü kışa “diş” takmak? Hayır, hayır... Bu acımasızlığın ta kendisi. Ve  anlayışla karşılamak da bana göre değil. Hem, düşünün hele bir: Bütün bu olumsuzluklar, sırf kardan, kıştan mı kaynaklanıyor? Sözgelimi kapandığı sözkonusu edilen/edilecek olan yol,  gereğince donanıma sahip kılınsa. Kopması sözkonusu olan elektrik veya telefon hattı şartlara uygun bir şekilde kurulsa... Üşüyenlere de, tuzu kuru olanlarınki kadar ücret verilse. Dolayısıyla toplumda eşit bir gelir seviyesi oluşturulsa... Ya ev hapsine mahkum olanlar, ufku daralanlar? Canlarım benim, sizi de düşünmüyor değiliz: En güzel hayâller, böyle, dar vakitlerde kurulanlardır. Hayâl kurun, uzaklıkları tasarlayın, özleyin biraz, özleyin... Sıra kışın güzelliklerine geldi mi? Evet, kışın güzellikleri: Lapa lapa yağan kar, seyirlik kardır. Hem göz, hem de ayak seyri hoş olur bu karla. Kömür gözlü kardan adam, ilk güneş ışıklarıyla eriyip gidene kadar da olsa, iyi bir dost değil midir çocukluk çağına? Kar topu oynayanların keyfine ne dersiniz? Ya ... Devamı

15 03 2009

YAZI VE HABER ARŞİVİM

Cevat Akkanat'ın yeni yazısını okumak  için tıklayınız. Cevat Akkanat'ın yazı arşivi için tıklayınız. Cevat Akkanat'ın bütün yazıları için tıklayınız. Cevat Akkanat haberleri için tıklayınız.   Devamı

15 08 2007

KEDİ KANTO!

  ben bu kedicikleri kendim için büyütmedim mülkiyeli şairler antolojisine seçilsin her biri dedim büyük baş hayvanlarla beş taş oynasınlar eylem desinler adına hususen tarih kaydetsin   ben bu kedicikleri niçin büyütmedim kendime bilinsin mevzu su taşıyacaklardı marifetle cenazeme bulanıktı pek tabii nankörlüktü kirli öykü öyleyse dedim buyrun bağladım kör düğümü   son noktayı indireceğim dikkat bakın buraya ben bu kedicikleri büyüttüm ne de iyi ettim gökten ciğer düşmüş pilav üstü döner yer bir kedi iki kedi af buyurun kedicikler   Bursa, Ağustos 2007... Devamı

13 08 2007

"HADİ OĞLUM KUMDA OYNA!"

Çocukluk bahçesinden bahsedeceğiz, öyle mi? Dağlardan, kırlardan, ırmak boylarından… Arpa, buğday, nohut tarlalarından… Çam, ardıç, palamut ağaçlarıyla örülü orman denizlerinden… Kurttan kuştan… Börtüden böcekten… Çalı, çırpı, dal, budak… Çobanlık, ırgatlık… Ve bütün bunların içinde oyun, oyuncak… * 1964 doğumlu birisi, kendisiyle ilgili ilk hatıraları hangi tarihlerden itibaren biriktirir? 1970, hadi biraz da hayal meyal, inelim aşağıya: 69, bir ihtimal 68… Kireç Işıklar. Dursunbey’in bir dağ köyü. Ülkenin hangi batısında olursa olsun, ücra, yalnız, unutulmuş… Yolsuz, susuz… Elektrik ne arasın, rüyasını kurmak imkansız? Telefondan haberdar olmak bir yana  mektupların gelip gidişi bile efsane? Oyun faslına buradan başlamak gerekiyor. Evet, babam taşıyor mektupları. Trenle ve dolayısıyla şehirle bağlantısı olan tek adam. Demiryolu işçisi. Her sabah dört kilometre yolu giden, sekiz dokuz saat kazma kürek, yurdu “demir ağlarla” ören, sonra yine dört kilometre geri, köyüne, evine, çocuklarına dönen babam, kafasında tasa, sevinç, kaygı, hüzün, sırtında terden sırılsıklam olmuş atlet, elinde sepet ve sepetinde sefer tası, sofra bezi, yumurta, soğan, ekmek ve oğullarının eli değince mutlaka sürpriz sevinç çığlıkları attıran nice şeyler taşırdı. Bizi çığlıktan çocuklar haline döndüren bu sepet, bilmem her akşam gelmesi beklenen babanın, biz çocuklarına takdim ettiği esrarengiz bir oyuncak kabul olunur mu? Babamın dört kilometre kuzeydeki Mezitler istasyonundan köye gelişi, mevsimine göre, meradan köye çobanlar eşliğinde dönmekte olan inek, keçi, koyun sürülerinden hemen önceye veya sonraya denk düşerdi. Akşamın bu ânını yaşamak için, hangi oyunlarımı feda ederdim, onlara değineceğim. Fakat heyecanlı bekleyişin de bir tür oyun olduğunu benden başka kim hesaba katar ki?.. Babamın bekleyeni sadece ben değilim. Maşıngada pişirilmiş tavşan kanı, çam odununda ısıtılmış ve b... Devamı