08 12 2014

(Son) Mektup

 

 

aşık değilim. intiharı da düşündüğüm yok şimdilik. senin yaşamda olmadığını da artık iyice inandırdım kendime. arasıra ağlıyorum bu yüzden. kendimi büyük, çok büyük yoksunluklara alıştırmıştım. içim rahat! askere gidebilirim. olmadık bir trafik kazasından korkuyorum. okuldan atılmaya aday bir ben kalmışım.

dünyanın içini dışını paslandırmış sözcükler duruyor işte yine önümde. onları nasıl safileştirebilirim diye düşünüyorum hem; hem de egemen olamıyorum kendime.

“herşeylerin hergün birgün geçmeyor”lu  zamanlarda tekrar tekrar sil  baştan edildiği zaman bozuntusu yaşanmazlıklarda, başlamak tekrar bir şeylere ya da her şeylere, bilmem doğru olur mu?

zamanı, yeri, kısacası konumu bildirmek, sonra, işte böyle sevgili cancağzım, havalar iyi… oralar nasıl?... gibisinden lafazanlıkları asker olunca yazar kuşatılmış dünyanın boşluktaki ülkelerinin kanatsız ve topal kılınmış gençleri. 

sıkışınca, yazarken sana, bitmemiş bir paragraf yerini, yeni bir paragrafa bırakırdı. ve bu paragraf her neyse diye başlar, yine bitmeden, oracıkta, öylecene kalırdı. tabii ki bunun böyleliği yaşanılan ortamı –her yönden- iyi derecede yansıtacak değerdedir iyi bir incelemeci ve yorumlayıcının elinde. bu son tümce ise, iyi bir incelemeci ve yorumlamacı olacağı gözünün renginden falan anlaşılan kişiye, yalnızca bir yardım olabilir. o kadar!

ölüme nanik yapmak için yazıyorum’un geçerliliğini tartışmak gereksiz. güzellik ise güzel dünya’ya gidişin yolunda yaratılabilir ancak.

şiir güzellik değil, lanetlenmişlik adına yazılır. 

yakıyorum kibriti, üflüyorum, kirpiğim yanıyor.

artık duygu işiyle uğraşmalara gelemiyorum.

bir siyasal partinin seçim sloganıydı: biz insanları seviyoruz, ama gençleri de seviyoruz.

(böyle bitsin bu mektup. sevildiğimiz sloganıyla.)

7
0
0
Yorum Yaz